merteren94
rating: 0+x
URL-GOES-HERE

CAPTION-GOES-HERE

Item #: SCP-5328

Object Class: Safe

Special Containment Procedures: SCP-5328
It is stored in a cell in Area 177, surrounded by special thick walls measuring 6.5m x 6m x 6m, 1 armed guard waits at the door, the walls are Barrier Tekno Silence soundproofed and it is forbidden for the personnel to enter without permission.

Description: SCP-5328 is an obelisk measuring 3m x 0.6m x 0.6m.

When the obelisk came to the foundation, the structure of the obelisk was examined, and none of the stones and jewels in it were from this world, except for diamonds and sapphires.
Employees who touched the obelisk stated that they saw the obelisk in their dreams.
Until the function of the obelisk was understood, the obelisk was locked in a standard room with a guard at the door, on the 3rd day the obelisk communicated with the guard via telekinesis, and the guard heard the voice "I can satisfy his curiosity" in his head, the guard asked the obelisk, what are you, the obelisk told him it was just an obelisk from the Kozmos, and after he said he could answer any question, he disappeared with a burst of light.
After the obelisk disappeared, the guard told the incident to the authorized foundation personnel, the guard was demoted for speaking to scp without informing anyone…

The obelisk continued to be sought after for 8 years and was finally found in Sweden in 2012, the foundation upgraded the obelisk preservation procedures.

The obelisk claimed to have the knowledge to answer all the questions, it was investigated what caused the irradiation of the obelisk, but to no avail, attempts to open the obelisk were also unsuccessful, the obelisk was not damaged by firearms, heat, cold or anything else, then a lazer fired into the obelisk, the laser damaged it, but soon the obelisk repaired itself and returned to its original state, after which attempts to open the obelisk were terminated.
But a tracking device was successfully placed on the obelisk, after that together with 2 B class personnel, Researcher Meg Neilson entered the cell.

The dialogue between the Obelisk and Meg Neilson is given below.

Obelisk : Welcome, Meg Neilson, ███████ and █████████

Researcher M. Neilson : Okay, I hope you don't get lost right after my question.

Obelisk: It's usually always like that

Researcher M. Neilson : All right, so I'm going to ask multiple questions, first, do you have any names? Secondly, what is your purpose? Third and last, where do you come from? from the cosmos?

Obelisk :
No, I don't have any name. My purpose is to satisfy your curiosity. Partially yes I come from the Kozmos but not from the Cosmos which is exactly the universe as you know it…

Researcher M. Neilson: What do you mean?

"With the explosion of light, the obelisk disappears"

The location of the obelisk was found again thanks to the tracking device, this time the obelisk was found 180 meters below the black sea, it was brought ashore with the land under it, and before taking it to the organization, researcher Meg Neilson, who came with the team, asked a few more questions to the obelisk.

Researcher M. Neilson : This time I will ask more difficult questions.

Obelisk : Of course, questions that would be difficult for me will not even come to mind.

M. Neilson : All right, When is the end of the world?

Obelisk : The end of the world is coming on many different dates, but I can say [DATA EXPUNGED] as the most recent date…

"The Obelisk disappears"

After this incident, the O5 Council had M. Nelson's memory erased in a controlled manner.

When the Obelisk was brought back to the foundation, tracking device is removed because the tracking device is damaged and a new one installed. The O5 council restricted the use of the Obelisk even to B-class personnel, as it could reveal too much confidential information and be used to the detriment of the foundation.
Researchers and some B-Class personnels took their idea to the council to ask the all-knowing Obelisk about SCP-682's weak spot, but given that each question Obelisk is teleporting to a farther location, and the tracking device was damaged due to distance, it was decided that any question should be considered at length, and questioning has been postponed…

Addendum: Discovery :
Obelisk was first found in 2004 by a farmer plowing his field in the city of Çankırı, Turkey, when the villager could not move the obelisk, he informed the authorities, even the authorities could not move the obelisk, one of the officers said that obelisk contacted him with telekinesis, after that the SCP foundation stepped in, the piece of land under the obelisk was taken to the foundation together with obelisk, standard memory deletion was applied to the witnesses.

SCP-XXXX - Sahtekar Tanrı

Nesne Türü : Keter(eskiden) - Euclid

Saklama Prosedürleri : SCP-XXXX, duvarları
Isı ve ses yalıtımlı, çelikten yapılma, aynalarla kaplı, -23 ile 23 derece arasında değişken sıcaklıklarda, 8 silahlı personelin koruduğu, gizli kameralarla izlenen standart büyüklükte bir odada muhafaza edilmektedir…

Açıklama : SCP-XXXX 2 metre boyunda (x) kilogram ağırlığında, beyaza yakın açık kırmızı ten rengine sahip, yüzünde beyaz bir maske takan, kısa sayılacak pençelere sahip, zeki, insansı bir anomalidir, insan psikolojisine ağır etkisi vardır, (sahte formunda psikoljiye iyi etkileri vardır, bir kişi onu gerçek formunda görürse, kişi üzerinde geri dönülemez psikolojik sorunlar doğurur.) Paronoya, halisulasyon, sebepsiz korku, mide bulantısı, öfke bunlardan bazılarıdır.

SCP'nin keşfi vakıf çalışanlarından Ali C.'nin bulduğu kanlı bir günlüğe dayanır.

*Günlük ektedir*
[Gün 4 : Karla, bugün *'da doğada bir gezintiye çıktık, bir nehirin ardında içinden ışık süzen bir mağara vardı, 4 arkadaşım da içeri girmeye tereddüt etti, ben önce girince arkamdan geldiler, ve sonra Karla, hayatımdaki en güzel şeyi gördüm, Tanrıyı gördüm Karla, cenneti gördüm, hepimiz gördük, Tanrı ile mutlaka senin de tanışman lazım ama yine de anlatayım, Tanrı 2 metre, yakışıklı, hafif sakallı, kaslı, hayranlık uyandırıcı biri, her neyse olayı anlatayım, içeri girdik, inanmadım Karla, o mağaranın içi devasa bir cennete dönüştü, mutlaka bir gün ikimiz beraber buraya geleceğiz, Tanrı bizi karşıladı ve bize teker teker isimlerimiz ile selam verdi, daha sonra bize burasının cennet ve kendisinin de Tanrı olduğunu söyledi, hepimiz ona hayranlıkla baktık, gözlerim doldu, Tanrıya sarıldım, o da bana sarıldı ve başımı okşadı, tıpkı bir baba gibi… Daha sonra bizi sütten akan bir nehire götürdü süt soğuktu ama yine de mükemmel hissettiriyordu, tadı her sütten güzeldi, nehirde rahatladık, Tanrıya bu sütün ne sütü olduğunu sordum, hafifçe güldü ve "kısmen insan" dedi, her neyse daha sonra huzurlu bir şekilde nehirden çıktım, ve mükemmel kokan tertemiz çimlere yatıp bu okuduğun metinleri yazdım…

Gün 5 : Uyuyakalmışım Karla, rüyamda Tanrıyı gördüm, öylece bana bakıyordu, ciddi bir şekilde… Her zamanın aksine uyandıktan sonra o kadar huzurlu hissetmedim, ta ki Tanrıyı ve dostlarımı görene kadar, hep beraber bir daha çıkmışlardı, hemen yanlarına gittim, dağdan cenneti izledik, daha sonra tanrıdan hep beraber bir yemek yemeyi istedim, Tanrı bir el hareketi ile bir masa yarattı, üzerinde altından tabaklarda mükemmel biftekler, altından kadehlerde lüks şaraplar vardı, ve ortada da bir elma, Tanrı ortaya oturdu, elmadan bir ısırık aldı ve daha sonra elmayı yok etti, önemsemedim ve herkesle beraber yemeğe başladım, özür dilerim Karla ama Tanrı senden daha güzel yemek yapıyor :D
Neyse, biraz zaman geçti ve Tanrı bize bulutlarda uyuyabilecegimizi söyledi, bulutlar gerçek bulutlardan çok pamuk gibi, ama yinede rahat, şimdi kendimi bu rahat bulutlara bırakacağım, bak neler kaçırdın, sana tatilin çok güzel olacağını söylemiştim, keşke sende gelseydin. Seni seviyorum Karla, seni seviyorum aşkım…

Gün 6 : Karla, anlayamıyorum, cennette neden böyle tuhaf rüyalar görüyorum anlamıyorum, yine Tanrıyı gördüm bana baktı, elindeki elmadan bir ısırık aldı ve elmayı cennetten aşağıya fırlattı, daha sonra küçümser bir şekilde güldü, uyandığımda çok tuhaf hissettim, rüyamı Tanrıya anlattım, bana cennette olduğumu ama henüz ölmediğim için böyle şeylerin normal olduğunu söyledi, hep beraber yemek yedik ve sonra hayatımın en güzel anlarını yaşadım, hep beraber uzaya çıktık, uzayda serin bir rüzgar eşliğinde hızlıca uçtuk, nebulalardan geçtik, çok güzel manzaralar gördük, galaksiler gördük, farklı gezegenlere indik, en sonunda cennete geri döndük. Süt nehrinde biraz dinlenmeye karar verdim.

Gün 7 : Rüyamda seni gördüm Karla, sana doğru geliyordum ki Tanrı beni cennete çağırdı, ben seni istiyordum ama bacaklarım beni cennete soktu, tuhaf bir rüyaydı, uyandığımda arkadaşlarım havuzda meyve ve dondurma yiyyordu, yanlarına gittim, biraz sohbet ettik, laf arasında rüyalarımı anlattım Jasmine hariç hepsi saçmaladığımı söyledi, Jasmine de benim geçen gün gördüğüm elmalı rüyayı görmüş, bu bana tuhaf hissettirdi ama yanlız olmadığımı bilmek hoş, Jasmine ile beraber konuşarak yürümeye çıktık, ve ışıklı bir kapı fark ettik, kapıya doğru ilerledik ve birden bire Tanrı arkamızdan geldi, ve bize, "hayır oraya girmek istemezsiniz, kimse cehennemi görmek istemez" dedi, "elbette istemez" dedim ve eğlenmeme baktım, her neyse yarın yine yazarım, şimdi dinozorlari görmeye gidiyoruz…

Gün 8 : Karla, bugün gördüğüm rüya hayatımdaki en korkunç rüyaydı önce o kapıyı gördüm, kapı yeşillige açılıyordu, sonra Tanrıyı gördüm normal şekilde gülüyordu, daha sonra bana yaklaştı ve birden bire kırmızı tenli, pençeli, yüzünde maske olan, kaslı bir şeye dönüştü, şeytan gibi bir şeye… Çığlık çığlığa uyandım rüyamı Jasmine'e anlattım Jasmine de benimle aynı rüyayı görmüş. Jasmine'e beklemesini söyledim ve kapıyı kontrol etmeye gittim, kapıdan bir vücudumun kısmımı çıkarttım, hayır Karla orası cehenneme açılmıyordu, mağaradan dışarıya açılıyordu, sonra omzumda kırmızı ve pençeli bir el gördüm, beni içeri çekti, içeride o elin Tanrıya ait olduğunu anladım, ama artık normal görünüyordu, Tanrı bana "Cehennemi görmek mi istiyorsun? Neden anlamıyorsun oraya gidersen Cehennemi görürsün!" diye bağırdı, ve hafifçe gülüp, "kusura bakma, ama cidden bunu istemezsin" dedi sonra diğerlerinin yanına gitti. Aman Tanrım Karla, bu hayatımdaki en korkunç şeydi, o eli asla unutamam, uykuya ihtiyacım var bulutlara gidiyorum, yatacağım…

Gün 9 : Karla rüyamda yine onu gördüm, ama cennette değil, cehennem gibi korkunç bir yerdeydi, arkası bana dönüktü ve belden üstü çıplaktı, sırtında kırbaç izleri vardı, bana baktı, yüzünde yine o maske vardı, sonra güldü… Uyandım bunu Jasmine'e anlattım, beni onayladı, buradan ne olursa olsun çıkacağım, seni özledim Karla, Tanrıya bunu söyleyeceğim…
Karla, Tanrıya gitmek istediğimi söyledim, ama bana "Cennete giren birdaha çıkamaz, evladım, karını öldükten sonra görürsün" dedi ve izin vermedi, hayır! hayır! hayır!, ben seni göreceğim Karla. Bizim arkadaşlara gideceğimi söyledim. Jasmine ile beraber kapıdan çıkmaya çalışırken o bize rüyamdaki o korkunç hali ile göründü tek fark bedeni daha az kırmızıydı, korkunç şekilde "buradan çıkmak yok çocuklarım" dedi, çok fena korktum ve terledim, Jasmine ile beraber diğer arkadaşlarımızın yanına gittik ve olanı biteni anlattık, bize inanmadılar, sonra Jasmine onlara "O bir sahtekar! Belki de şeytandır!" Dedi, David hariç kimse ona inanmadı ve Tanrı yanımıza gelince, diğerleri ona bizi ispiyonladı (şerefsizler) O ise güldü ve "Hayır, haklılar ben Tanrı değilim, bir sahtekarım dedi" işte o an ölmek istedim, cennet birden bire değişti, cehennem gibi bir yer oldu, süt nehri aslında kan nehriymiş, biftekler insan uzvuymuş, şaraplar kanmış, bulutlar asit yağdıran kara bulutlar, yerdeki çimler insanların damarları, ağaçlar ve zemin deriden yapılma, gök yüzüneki güneş karanlık ve o, Tanrı, o lanet bir sahtekar, belki de şeytan, herkes çığlık attı ve kaçmaya başladı, Tanrı sandığımız o şerefsiz birden David'i yakasından tuttu ve eliyle kafasını koparttı, yüce Tanrım, David benim çocukluk arkadaşımdı, "neden!" Diye bağırdım, yerde bir insan kemiği buldum, kemiği aldım ve o canavarın çenesine doğru vurdum, kemik kırıldı, o şerefsizin de yüzündeki maskeden birkaç damla kan aktı, burnunu çekti ve şeytani bir kahkaha attı, bana doğru atıldı, daha sonra Mavis beni savunmak için ileri atıldı, Mavis öylece ikiye ayrıldı, daha sonra ben ve Tarik, o yaratığa saldırdık, maskesini indirdi, Tarik'in boynunu ısırdı ve kopardı, o maskesini geri takmaya çalışırken ona tekme attım, kandan nehire düştü. Uzaktan beni çağıran Jasmine'i gördüm yanına doğru gittim, dağın arkasındaki devasa ağaçlardan birinin kovuğuna saklandık, hiç farketmedim ama kolum kanıyormuş, her neyse Karla, bu lanet yerden ve o Orospu Çocuğundan kaçacağız sana yemin ediyorum kaçacağız, o orospu çocuğu bunun bedelini ödeyecek, buraya bütün Amerikan ordusunu yığacağım, o piç şu an dışarıda uçarak bizi arıyor, her neyse Karla yazmayı kesiyorum, kovuktan kafamı kaldırdım, çıkış kapısını gördüm, fark edilmeden çıkabilirmiyiz bilmiyorum, ama denemek zorundayız, yoksa kan kaybından öleceğim, seni seviyorum Karla…

Extra :